Hakikat Şimşeği Hakaretle Değil, Akılla Çakar
Demokratik bir toplumun en büyük kazanımı, şüphesiz ki herkesin kendi düşüncesini özgürce ifade edebilme hakkıdır. Bu özgürlüğün en somut hayat bulduğu alanlardan biri de basındır, köşe yazılarıdır. Bir yazar, topluma bir ayna tutar; kendi penceresinden gördüklerini, inandıklarını ve analizlerini okuyucuyla paylaşır. Doğal olarak, bu paylaşılan fikirlerin toplumun her kesimi tarafından alkışlanmasını beklemek hem gerçek dışı hem de demokrasinin doğasına aykırıdır. Bir köşe yazısına katılmamak, onu eleştirmek, yerden yere vurmak ne kadar anayasal ve medeni bir hak ise, o eleştiriyi yaparken kaçırılan muazzam bir çizgi vardır: Saygı ve tahammül sınırı.
Bugün ne yazık ki sıkça karşılaştığımız en büyük entelektüel ve ahlaki sorun, "Fikre katılmıyorum" demek ile "Sen bu fikre sahip olamazsın" demek arasındaki o ince ama hayati çizginin hunharca çiğnenmesidir.
Eleştiri, yapıcı bir enerjidir; fikri zenginleştirir, tartışmayı derinleştirir. "Yazarın şu analizine katılmıyorum çünkü veriler ve hayatın gerçekleri aksini söylüyor" demek, medeni bir duruştur. Ancak, yazarın bizzat varlığına, düşünme ve yazma hakkına saldırmak, "Sen kimsin de bunu yazıyorsun?", "Bu fikir yanlış, o halde sen susmalısın" barbarlığına savrulmak, tam anlamıyla bir ifade faşizmidir.
En acı olanı da nedir bilir misiniz? Bu hoyratlığı yapanların çoğunlukla "kendi" ifade özgürlüklerini savunurken mangalda kül bırakmayanlar olmasıdır. Kendisi için sınırsız bir özgürlük alanı talep eden, en sert cümleleri kurmayı kendine hak gören bir zihniyet, iş satırlardaki fikre katlanmaya geldiğinde birdenbire sansürcü birer cellada dönüşebiliyor. Karşıdaki yazarın ifade özgürlüğünü yok sayarak, onu itibarsızlaştırarak veya susturmaya çalışarak aslında kendi savunduğu özgürlük zeminini de dinamitlediğini fark edemiyor.
Unutulmamalıdır ki, ifade özgürlüğü sadece bizim duymaktan hoşlandığımız, bizimle aynı mahallede oturan, bizim gibi düşünen insanların hakkı değildir. Gerçek ifade özgürlüğü ve demokratik olgunluk, tam da bize ters gelen, ezberimizi bozan, hatta bizi rahatsız eden fikirlere karşı gösterdiğimiz tahammülle ölçülür.
Köşe yazarı, toplumun ortak aklına bir katkı sunmak için yola çıkar. O fikre katılmazsınız, karşı tezlerinizi sıralarsınız, kaleminizi daha güçlü argümanlarla oynatırsınız ve topluma kendi doğrunuzu anlatırsınız. Medeniyet budur. Ama "Benim doğrularım mutlak, senin fikrin ise suç" dediğiniz anda, orada ne demokrasiden bahsedilebilir ne de adaletten.
Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği doğar derler; ancak bu çarpışma hakaretle, yok saymayla değil, edeple ve akılla usulünce yapıldığında değer kazanır. Çizgiyi kaçırmayan, fikre fikirle karşılık veren medeni bir toplum dileğiyle..
Ekleme
Tarihi: 23 Haziran 2026 -Salı
Hakikat Şimşeği Hakaretle Değil, Akılla Çakar
Demokratik bir toplumun en büyük kazanımı, şüphesiz ki herkesin kendi düşüncesini özgürce ifade edebilme hakkıdır. Bu özgürlüğün en somut hayat bulduğu alanlardan biri de basındır, köşe yazılarıdır. Bir yazar, topluma bir ayna tutar; kendi penceresinden gördüklerini, inandıklarını ve analizlerini okuyucuyla paylaşır. Doğal olarak, bu paylaşılan fikirlerin toplumun her kesimi tarafından alkışlanmasını beklemek hem gerçek dışı hem de demokrasinin doğasına aykırıdır. Bir köşe yazısına katılmamak, onu eleştirmek, yerden yere vurmak ne kadar anayasal ve medeni bir hak ise, o eleştiriyi yaparken kaçırılan muazzam bir çizgi vardır: Saygı ve tahammül sınırı.
Bugün ne yazık ki sıkça karşılaştığımız en büyük entelektüel ve ahlaki sorun, "Fikre katılmıyorum" demek ile "Sen bu fikre sahip olamazsın" demek arasındaki o ince ama hayati çizginin hunharca çiğnenmesidir.
Eleştiri, yapıcı bir enerjidir; fikri zenginleştirir, tartışmayı derinleştirir. "Yazarın şu analizine katılmıyorum çünkü veriler ve hayatın gerçekleri aksini söylüyor" demek, medeni bir duruştur. Ancak, yazarın bizzat varlığına, düşünme ve yazma hakkına saldırmak, "Sen kimsin de bunu yazıyorsun?", "Bu fikir yanlış, o halde sen susmalısın" barbarlığına savrulmak, tam anlamıyla bir ifade faşizmidir.
En acı olanı da nedir bilir misiniz? Bu hoyratlığı yapanların çoğunlukla "kendi" ifade özgürlüklerini savunurken mangalda kül bırakmayanlar olmasıdır. Kendisi için sınırsız bir özgürlük alanı talep eden, en sert cümleleri kurmayı kendine hak gören bir zihniyet, iş satırlardaki fikre katlanmaya geldiğinde birdenbire sansürcü birer cellada dönüşebiliyor. Karşıdaki yazarın ifade özgürlüğünü yok sayarak, onu itibarsızlaştırarak veya susturmaya çalışarak aslında kendi savunduğu özgürlük zeminini de dinamitlediğini fark edemiyor.
Unutulmamalıdır ki, ifade özgürlüğü sadece bizim duymaktan hoşlandığımız, bizimle aynı mahallede oturan, bizim gibi düşünen insanların hakkı değildir. Gerçek ifade özgürlüğü ve demokratik olgunluk, tam da bize ters gelen, ezberimizi bozan, hatta bizi rahatsız eden fikirlere karşı gösterdiğimiz tahammülle ölçülür.
Köşe yazarı, toplumun ortak aklına bir katkı sunmak için yola çıkar. O fikre katılmazsınız, karşı tezlerinizi sıralarsınız, kaleminizi daha güçlü argümanlarla oynatırsınız ve topluma kendi doğrunuzu anlatırsınız. Medeniyet budur. Ama "Benim doğrularım mutlak, senin fikrin ise suç" dediğiniz anda, orada ne demokrasiden bahsedilebilir ne de adaletten.
Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği doğar derler; ancak bu çarpışma hakaretle, yok saymayla değil, edeple ve akılla usulünce yapıldığında değer kazanır. Çizgiyi kaçırmayan, fikre fikirle karşılık veren medeni bir toplum dileğiyle..
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.